Orhan Torul bio photo

Orhan Torul

Associate Professor of Economics at Boğaziçi University

  X LinkedIn   Google Scholar   ORCID E-Mail

Türkiye ekonomisi son yıllarda döviz krizleri, yüksek enflasyon ve alışılmadık politikalar gibi zorluklarla karşı karşıya kalarak inişli çıkışlı bir seyir izledi. Peki bu çarpıcı olaylar ülkedeki ekonomik eşitsizlikleri nasıl etkiledi? Yakın zamanda yayımladığımız çalışma tebliğinde, bu soruyu merkeze alarak 2002 ile 2022 arasındaki dönemi inceliyoruz ve Türkiye’deki ücret, gelir ve tüketim eşitsizliğinde şaşırtıcı eğilimleri ortaya koyuyoruz. İşte bulgularımızın kısa bir özeti:

1. Ücret Eşitsizliği Düşmeye Devam Ediyor

Yaygın kanının aksine, Türkiye’de ücret eşitsizliği, son dönemdeki ekonomik çalkantılara rağmen, istikrarlı bir şekilde düşmeye devam ediyor. Bir başka deyişle, yüksek ve düşük gelirli çalışanlar arasındaki ücret farkı azalma eğilimini sürdürüyor.

Peki bu trendi ne belirliyor? Bu eğilimin ortaya çıkmasında birkaç faktörün rol oynadığını gösteriyoruz:

  • Asgari ücrette önemli artışlar: İlk olarak, asgari ücretteki önemli artışlara dikkat çekmek gerekiyor. Bu artışlar, gelir dağılımının alt ucundaki kazançları yükseltiyor ve Türkiye’deki işgücünün önemli bir kısmını (en az beşte ikisini) doğrudan etkiliyor. Son dönemdeki agresif asgari ücret zamları, muhtemelen Türkiye’nin alışılmadık ekonomi politikalarının bir sonucu olarak, düşük gelirli çalışanları hedefleyerek ücret eşitsizliğinin azalmasına önemli katkı sağlıyor.

  • İşgücünde hızla artan üniversite mezunu oranı: İkinci olarak, işgücünde hızla artan üniversite mezunu oranı dikkat çekiyor. Bu durum, yüksek maaşlı işler için rekabeti artırarak üst düzey ücretler üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturuyor.

  • Azalan “üniversite primi”: En çarpıcı bulgularımızdan biri ise, “üniversite primi” olarak adlandırdığımız, üniversite mezunlarının lise mezunlarına göre sahip oldukları ücret avantajının, özellikle son yıllarda daralması.

Bu durumun iki nedeni olabileceğini düşünüyoruz:

  • Bir yandan, Türkiye’de üniversitelerin hızla yaygınlaşması mezun arzını önemli ölçüde artırıyor ve bu mezunların bir kısmı nispeten daha düşük kaliteli kurumlardan geliyor.

  • Diğer yandan, eğitim kalitesinin durağanlaşması ve işverenlerin değişen beceri talepleri de bu trende katkıda bulunuyor olabilir.

Bu eğilimin, Türkiye’de yükseköğretimin değeri ve gençlerin kariyer seçimleri üzerinde önemli etkileri olabilir. Sormamız gereken sorular şunlar: Üniversite okumanın getirdiği ücret avantajı azalmaya devam ederse gençler üniversite eğitimini hala değerli bir yatırım olarak görecek mi? Bu durum, Türkiye’nin halihazırda karşı karşıya olduğu beyin göçünü ne ölçüde artıracak? Bu sorular, özellikle insan sermayesinin giderek daha kritik bir rol oynadığı günümüz bilgi temelli ekonomisinde kritik öneme sahip.

2. Gelir Eşitsizliği: Yakın Zamanda Tersine Dönen Karmaşık Bir Tablo

Ücret eşitsizliği azalırken, gelir eşitsizliği daha karmaşık bir tablo çiziyor. Makalemizde, gelir eşitsizliğinin 2002-2022 dönemi boyunca genel olarak azalma eğiliminde olduğunu, ancak son dönemde bu eğilimin tersine dönmeye başladığını gösteriyoruz.

Ücret eşitsizliği ve gelir eşitsizliği trendlerindeki temel fark, ücret hesaplamalarına dahil edilmeyen, özellikle sermaye geliri ve girişimci geliri gibi emek-dışı gelir kalemlerinde artan eşitsizlikten kaynaklanıyor. Bu durum, bir yandan ücretli çalışanlar arasında eşitliğin arttığını, diğer yandan önemli yatırımları veya işletme geliri olanların öne çıktığını gösteriyor.

Bu karmaşık tabloya katkıda bulunan birkaç faktör olduğunu düşünüyoruz:

  • Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasının başlatılması: Türkiye’nin alışılmadık ekonomik yaklaşımının bir parçası olan bu politika, muhtemelen daha varlıklı hanelere daha fazla yarar sağlıyor, zira bu haneler, Türkiye’deki vergi mükelleflerinin pahasına bu programdan yararlanacak kaynaklara sahip. Dolayısıyla, bu durum, gelir eşitsizliğindeki son artışa katkıda bulunmuş olabilir.

  • Farklı gelir kaynaklarında ayrışan eğilimler: Emek geliri (ücret ve maaşlar) giderek daha eşit dağılırken, kira geliri, faiz kazançları ve işletme karları gibi diğer gelir kaynakları üst gelir gruplarında daha yoğun hale geliyor.

  • Ekonomik dalgalanma: Son dönemdeki yüksek enflasyon ve Türk lirasının değer kaybı gibi ekonomik zorluklar, farklı gelir gruplarını orantısız bir şekilde etkilemiş olabilir. Bu risklere karşı yatırımlar veya döviz varlıkları yoluyla korunabilenler, göreli gelir pozisyonlarını iyileştirmiş olabilir.

Gelir eşitsizliğindeki eğilimler, genel ekonomik eşitsizlikleri değerlendirirken ücret eşitsizliğinin ötesine bakmanın önemini vurguluyor. Dolayısıyla, eşitsizliği azaltmayı amaçlayan politikalar, sadece işgücü piyasası müdahalelerini değil, aynı zamanda servet yoğunlaşması ve yatırım gelirini ele alan daha geniş kapsamlı önlemleri de içermeli.

3. Tüketim Eşitsizliği: Şaşırtıcı Bir Artış

Makalenin belki de en çarpıcı bulgusu, tüketim eşitsizliğinde yakın zamanda yaşanan sıçrama. 2002-2022 arası dönemde ilk kez, tüketim eşitsizliği gelir eşitsizliğini önemli ölçüde aşıyor. Bu, insanların harcamaları (sadece kazandıkları değil) arasındaki farkın önemli ölçüde açıldığı anlamına geliyor.

Bu eğilimin ardında ne var? Bunun ağırlıklı olarak en yüksek yüzde 10’luk gelir grubunun dayanıklı mallara (ev aletleri, araçlar ve elektronik eşyalar gibi) yönelik artan harcamalarından kaynaklandığını görüyoruz. Bu durum, daha varlıklı hanelerin servetlerini yüksek enflasyona karşı fiziksel varlıklara yatırım yaparak korumaya çalışmasının bir sonucu olabilir.

Bu tabloya katkıda bulunan birkaç faktör olabilir:

  • Enflasyonist baskılar: Yüksek enflasyon ortamında, daha varlıklı haneler tüketimlerini, özellikle de dayanıklı mallar açısından, para biriminin değer kaybına karşı bir koruma olarak sürdürmüş veya artırmış olabilir.

  • Krediye erişim: Yüksek gelirli gruplar, ekonomik açıdan belirsiz zamanlarda bile büyük harcamalarını finanse etmelerini sağlayan daha iyi kredi erişimine sahip olabilir.

  • Gelecekteki ekonomik koşullara ilişkin beklentiler: Daha varlıklı haneler, daha fazla ekonomik zorluk veya fiyat artışı beklentisiyle büyük alımlarını öne çekiyor ve hızlandırıyor olabilir.

  • Ekonomi politikalarının eşitsiz etkisi: Türkiye’nin alışılmadık bazı ekonomik önlemleri istenmeyen sonuçlar doğurmuş, tüketim eşitsizliğindeki artışı körüklemiş olabilir. Örneğin, ekonomik büyümeyi teşvik etmeyi amaçlayan politikalar, halihazırda daha güçlü bir finansal konumda olan gruplara orantısız bir şekilde fayda sağlamış olabilir.

Gelir ve tüketim eşitsizliği arasındaki bu ayrışma, ekonomik çalkantıların toplumun farklı kesimlerini beklenmedik şekillerde nasıl etkileyebileceğini gösteriyor. Bazıları ücretlerinin diğerlerine göre arttığını görürken, yaşam standartlarını koruma veya harcama yoluyla serveti koruma imkanı giderek daha eşitsiz hale geliyor olabilir.

Peki Tüm Bunlar Ne Anlama Geliyor?

Bu yeni araştırma, Türkiye’deki ekonomik eşitsizliğin karmaşık bir resmini çiziyor. Bir yandan, incelenen dönemin büyük bir kısmında ücret farklarının daralması ve gelir eşitsizliğindeki genel düşüş olumlu gelişmeler olarak görülebilir. Öte yandan, gelir eşitsizliğindeki son artış ve tüketim eşitsizliğindeki sıçrama, ekonomik zorlukların ve politika tepkilerinin yeni eşitsizlikler yaratabileceğini gösteriyor.

Türkiye ekonomik zorluklarla mücadele etmeye devam ederken, politika yapıcıların eşitsizlikteki bu nüanslı eğilimleri dikkatle değerlendirmesi gerekiyor. Ücret farklılıklarını ele almak önemli, ancak toplumun tüm kesimlerinin ekonomik belirsizlik karşısında yaşam standartlarını koruyabilmesini sağlamak da bir o kadar önemli.

Bu çalışmanın, Türkiye’deki ekonomik eşitsizliklerin karmaşık dinamikleri hakkında değerli bulgular sağladığına inanıyoruz. Durum gelişmeye devam ederken, son ekonomik eğilimlerin ve politika seçimlerinin gelir dağılımının tamamındaki hanelerin refahı üzerindeki etkilerini anlamak için daha fazla araştırma yapmanın önemli olduğunu düşünüyoruz.

Referanslar